KÜNYE   KAYNAKÇA   İLETİŞİM      
ARAPÇA METNİ     SURELER     MEAL     TEFSİR     KELİMELER-KAVRAMLAR    
TEFSİR  

    3-Al-i İmran Suresi
    200 Ayet  Ö. Nasuhi Bilmen Tefsiri >>
1 2 3
4 5 6
7 8 9
10 11 12
13 14 15
16 17 18
19 20 21
22 23 24
25 26 27
28 29 30
31 32 33
34 35 36
37 38 39
40 41 42
43 44 45
46 47 48
49 50 51
52 53 54
55 56 57
58 59 60
61 62 63
64 65 66
67 68 69
70 71 72
73 74 75
76 77 78
79 80 81
82 83 84
85 86 87
88 89 90
91 92 93
94 95 96
97 98 99
100 101 102
103 104 105
106 107 108
109 110 111
112 113 114
115 116 117
118 119 120
121 122 123
124 125 126
127 128 129
130 131 132
133 134 135
136 137 138
139 140 141
142 143 144
145 146 147
148 149 150
151 152 153
154 155 156
157 158 159
160 161 162
163 164 165
166 167 168
169 170 171
172 173 174
175 176 177
178 179 180
181 182 183
184 185 186
187 188 189
190 191 192
193 194 195
196 197 198
199 200
3-Al-i İmran Suresi Bilgiler; Ömer Nasuhi Bilmen
3-Al-i İmran Suresi
Ömer Nasuhi Bilmen
ÂL-i İMRÂN SÛRESİ "İmran, Musa Aleyhisselâm ile Hânin Aleyhisselâm'ın ve kız kardeşlerinin babasıdır. Bu muhterem zatlara ve onlara çocuk ve torunlarına (Ali Imrân), bu mübarek süreye de Ali Imrân sûre—i denilmiştir. Çünkü bu sûre—i celilede onların durumlarına dair bilgiler verilmiştir. Kendilerini Âli İmrândan sayan, fakat onların yolunu bırakıp küfrü ve şirke sapan kimseleri ikaz ve irşat için bunların dikkat nazarları çekilmiştir. Evet.. Bu sûre—i celile, Cenâb-ı Hakkın birliğini, yüce vasıflarını bildirmektedir. Bütün insanlığı ve özellikle imran ailesine mensup olduklarını iddia ettikleri halde sonradan birbirine karşı pek inkarcı ve düşmanca tavır almış olan kavimleri bir birlik dairesine davet etmektedir. Bütün Peygamberlerin tasdik edilmesini emir eylemektedir. Onların da Allah'ın birer kulu olup Allah'ın birliğini ümmetlerine bildirmiş olduklarını beyan buyurmaktadır. Onlardan bazılarını inkâr etmek veya bazılarını ilah kabul etmenin asla caiz olamayacağını da açık bir şekilde hatırlatmaktadır, İslâm milleti hakkında tecelli eden ilahi lütufları ve onların elde ettikleri maddî ve manevî fetihleri de hatırlatarak din yolunda sebat etmelerini, hikmet gereği vakit vakit uğrayacakları bazı zahmetlere, musibetlere karşı da tam bir olgunlukla sabır ve direnç göstermelerini kendilerine emir ve tavsiye buyurmaktadır. Sebebi nüzul: Müfessirlerin rivayetlerine göre bu Âli İmran sûresinin evvelindeki seksenden fazla âyetin inmesine şu hâdise sebep olmuştur. Necran diyarındaki Hıristiyan gurubunun ileri galenlerinden, rahiplerinden altmış süvari Medine-i Münevvere'ye gelip birkaç gün kalmışlar ve Mescid-i Saadette peygamberin huzuruna kabul edilmişlerdi. Namaz vakti gelmişti, peygamberin müsaade etmesinden dolayı Mescid'i Saadet'te doğu tarafına yönelerek namazlarını kıldılar. Seyyid ve Akıp adındaki reisleri, Rasüli Ekrem Efendimizle sohbette bulundular. Peygamber Efendimiz: İslâmiyeti kabul ediniz, diye buyurdu. Onlar da biz zaten senden evvel müslüman bulunmaktayız deyince Rasüli Ekrem Hazretleri, yok siz yalan söylediniz, sizi İslâmiyetten men eden üç şey vardır: Birincisi, Allah Teâlâya oğul isnat etmenizdir. İkincisi Haça ibâdet etmenizdir. Üçüncüsü de domuz eti yemenizdir. Onlar da dediler ki: Ta İsa, Allah'ın oğlu değilse onun babası kimdir? Bunun üzerine hepsi de İsa Aleyhisselâm hakkında söz söylemeye başladı. Bunlardan bazıları, İsa Allah'tır, diyordu, bazıları da İsa Allah'ın oğlu diyordu, bazıları da üçün üçüncüsü diyerek "teslise" inanıyordu. Bunun üzerine bu âyeti celile nazil olmuştur. Rasüli Ekrem, S al I al I ahu aleyhi vesellem efendimiz onlara dedi ki: Siz bilmez misiniz ki, herhangi bir çocuk babasına benzer. Onlar da evet., dediler. Hz. Peygamber buyurdu ki: Siz bilmez misiniz ki, bizim Rabbimiz şüphe yok ölmeyen diridir, İsa'ya yokluk ulaşacaktır. Onlar da: Evet., dediler. Rasüli Ekrem buyurdu ki: Siz bilmez misiniz ki, bizim Rabbimiz şüphe yok her şeyi idare eder, her şeyi korur, rızıklandırır.. Onlar da evet dediler. Yüce peygamberimiz buyurdu ki: İsa bunlardan bir şeye sahip midir? Onlar da dediler ki: Hayır.. Yine Yüce Peygamberimiz buyurdu ki: Siz bilmez misiniz ki, Allah Teâlâ'ya şüphe yok yerde ve gökte hiçbir şey gizli kalmaz. Onlar da evet dediler. Allah'ın salât ve selâmı üzerine olsun peygamberimiz buyurdu ki: Cenab'ı Hak bildirmedikçe İsa bunlardan bir şey bilebilir mi?.. Onlar da dediler ki: Hayır bilemez. Yine Rasüli Ekrem Hazretleri buyurdu ki: Siz bilmez misiniz ki, İsa'nın anası ona yüklü kaldı, sonra onu diğer analar gibi doğurdu, sonra da ona diğer çocuklar gibi süt verdi, yiyecek ve içecek verdi, İsa'da diğer çocuklar gibi, yer, içer, dışarıya çıkar oldu. Onlar da: Evet., dediler. Artık Rasüli Ekrem Efendimiz buyurdu ki: O halde İsa öyle sizin iddia ettiğiniz gibi nasıl olur da Allah'ın oğlu olabilir?.. Bunun üzerine o hey'et sukuta mecbur olmuştur. Mamafih içlerinden bir zat, Müslümanlığı kabul etmiş ise de, diğerleri yine mallarında ısrar etmişlerdi. Hattâ demişlerdi ki: Ya Muhammed Aleyhisselâtı Vesselam: Siz iddia etmiyor musunuz ki, İsa Allah'ın kelimesidir ve Allah'tan bir ruhtur? Resülüllah Efendimiz de: Evet öyledir., deyince dediler ki: İşte bu bize kifayet eder. Bunun üzerine= Kalplerinde eğrilik bulunan kimseler…) âyeti kerimesi de nazil olmuştur ki: Onların böyle müteşabihattan olan âyetlere tâbi olup da açık olan, muhkemattan bulunan âyetlerden yüz çevirdiklerini bir kınama olarak bildirmektedir.. Bunlar peygamberin irşadını kabul etmeyip küfürlerinde sebat edince bunlar karşılıklı lanetleşmede bulunması için Resülüllah'a vahiy nazil olmuştu. Peygamber Efendimiz de bunları lanetleşmeye davet etti, fakat düşünüp taşındılar, lanetleşme neticesinde malıvü perişan olacaklarını anladıkları cihetle gelip lanetleşmede bulunmaktan vaz geçtiklerini söylediler ve bize bir zâtı hakem tâyin et, mallara dair aramızda ortaya çıkacak ihtilâflardan dolayı aramızda hükmetsin dedileı Ekrem Efendimiz de Ashabı kiramdan (Ebu Übeyde Bini! Cerrahi) hakem tâyin buyurdu.. "Necran" adında üç kasaba vardır. Biri Yemen'de, diğerleri de Havran ile Kûfede'dir.. Bu Hıristiyan grubu, Yemen'deki Necran halkındandı. Bunlar böyle İslâmiyeti kabul etmemişlerdi. Fakat anılaşma yaparak İslâm tebâsına girmeyi kabul etmiş, Ebû Übeyde Hazretlerini de bir hakem olarak yurtlarına alıp götürmüşlerdi. Sonra bu Necran bölgesi Resulüllah'ın hicretinin onuncu senesinde sulh yoluyla feth edilmiştir. Rasüli Ekrem'in Necran gurubuyla olan konuşması, bir tartışma mahiyetinde bulunmuştur. Bu gösteriyor ki: Dini tebliğ etmek, şüpheleri gidermek için tartışmada bulunmak, büyük peygamberlerin sanatıdır, mesleğidir. Haşeviye gurubu böyle bir konuyu ve görüşü inkâr ederler ki, bu inkâr, katiyyen yanlıştır

Ömer Nasuhi Bilmen
KUR'AN-I KERİM MEALİ, TEFSİRİ; AÇIKLAMASI, YORUMU VE MANAYI İZHARI;

Copyright © kuranikerim.name.tr, 2014